21.YY DİYARBAKIR’INDA FUTBOL

0
1047

Türkiye profesyonel liglerinde mücadele eden 2 takımımız sevabıyla, günahıyla, iyisiyle, kötüsüyle liglerini tamamladı. Kimi ligten düşmekten son hafta kurtuldu, kimi de play-off mücadelesi veriyor. Bu memleketin kaderinde varmışçasına; şampiyonluk paralosıyla çıkılan maratonlar; ya finallerden yada düşme hatlarından olaylı, kavgalı finallerle son bulur. Diyarbakır spor tabanları ve Diyarbakır’lı futbolseverler olarak, bu sahnelere gayet alışığız ve bıkmış durumdayız. Daha yüzümüz gülmedi çok şükür.

AMEDSPOR

Amedspor’un alması gereken çok ciddi dersler, önlemler, yapması gereken elzem değişiklikler var.

Bunların başında da, bağımsız ve hür çalışmak geliyor ki; taraftarın lafı ve nabzına göre çalışmayı derhal terketmeleri gerekiyor. Taraftarın lafıyla, refleksiyle, tepkisiyle hoca, yönetici, sporcu tercihi yapamazsınız, yapmamalısınız.

Bu sezonu kulübede 4 farklı hocayla tamamladılar. Bunun bir sonu yok. Yönetim kurulu hocasının arkasında durduğunu yedi düvele hissettirebilse, ne sporcu ne de taraftar, o hocaya tepki göstermeye cesaret edemez. Hoca da kafası rahat işine bakar. Aksi takdirde, sporcu istediği hocayı istediği zaman getirir, istediği zaman gönderir. Unutmayalım ki başarının ilk parametresi istikrardır. 2017-18 sezonu içerisinde 4 farklı hocadan hangisinin istatistikleri, diğerinden çok daha önde? Bu kadar karmaşaya, kaosa değdi mi? Tam tersine, hoca değiştirdikçe daha da dibe yaklaşıldı. Herkesin şapkasını önüne koyup, sağlıklı düşünmesi lazım.

Gelelim akla kara kadar aralarında fark olan 1. ve 34. hafta kadrolarına. Amedspor ile tanıştığım ilk günden beri en çok duyduğum replikler; “memleketin evladı” “bölge gençlerinden takım kurmak”. Sadece bu iki jargondan bile, başarısızlığın önemli parametrelerinden birinin, mental olarak bir türlü kurtulamadığımız futbol faşizmi olduğu sonucu çıkabilir. Memleketin evladı diye oynatılan ligin açık ara en pahallı futbolcusunun, takım kampını Almanya’dan takip ederken, bugün ligten düşmediysen, bunu, yetenekleri sınırlı olan ve memleket evladımızın 1/5i paraya oynayan Çayeli’li sporcunun mücadelesine, özverisine ve mücadelesine borçlusun. Yada sezonda 4 kere adelesi yırtılan memleketin evladının tesis odasından nargile toplatılırken, sen bugün hala 2.ligte olmayı Zonguldak’lı sporcu kardeşine borçlusun. O nedenle kadrona kattığın oyuncunun transfer ilanını yaparken Muş doğumlu olmasından ziyade, sezonda kaç maç oynamış, kaç km koşmuş, bu bilgileri ön plana çıkarmakta fayda var. Hatta illaki bir pozitif ayrımcılık yapılacaksa; ailesinden, akrabalarından, dostlarından, memleketinden tepki görmeyi, reddedilmeyi göze alarak Amedspor armasını taşımak isteyen sporcu bence daha değerlidir.

21.yy futbolunda para çok önemlidir evet fakat herşey demek değildir. Eğer bugün başarının en büyük parametresi para olsaydı, Ne PSG, ne de Man.City, Avrupa turnuvalarında Roma ve Liverpool’u evlerinden izlemezlerdi. Amedspor keşke bu sene 2 sporcu eksik transfer etseydi de, tesislerdeki idman sahamıza GPRS sistemi kurabilseydi yada keşke deplasmanlarda 5 yıldızlı değil de, 3 yıldızlı otellerde konaklasalardı ama sporcularımızın yağ, protein ve kan değerlerini haftalık takip edebileceğimiz bir ekip olabilseydi. Unutmayalım ki; sporun 21.yy’daki gelişimine ayak uydurabilenler başarıya daha yakınlarken, ayak uyduramayanlar tarihin tozlu sayfalarına karışıyorlar. Biz de bunun en güzel örneklerini yakınen izliyoruz.

Futbol artık sadece sahada oynanan bir spor dalı değil. Çok daha kompleks, çok daha bilimsel, çok daha global bir spor futbol.

Ar-Ge sorumlun, kendi şehrinde bile 1 tek maçı bile izlemeye gitmemişse bu iş olmaz. Öyle bir departmana ne gerek var? Tüzük olarak ar-ge departmanı zorunlu değilse, ben olsam o departmanı iptal ederim. En azından beklenti azalır.

Yada alt yapı sorumlusu, takıma kaç sporcu kazandırmış ki; yıllardır bu görevi aynı kişi yapıyor? A Takım hocası oynatmasa bile, o genci deplasmana götürmek istiyor. Alt yapı sorumlusu, o haftaki akademi liginde o genci oynatmak istediği için bundan rahatsız oluyor çünkü hedef alt yapıda şampiyonluk. Yahu alt yapıda şampiyonluk hedefi, A Takım’a oyuncu vermekten daha öncelikli olan alt yapı mı olur? Alt yapıda şampiyon olundu da ne oldu? Türkiye Finalleri’ne davet edinildi de ne oldu? Bugün takım 1 puanla ligte kalmasaydı da 3. Lig’e düşseydi; U19 takımının şampiyonluğu ile övünülecek miydi? Tabiki gençlerimizle övüneceğiz, başarılarıyla övüneceğiz. Ben alt yapının öncelikli hedeflerinin altını çizmek istiyorum sadece.

Kurumsal İletişim, sporun artık olmazsa olmazı. Birçok kurum ve kuruluşla tartışarak, inatlaşarak bu iş olmaz. Çok renklilik önemli. Bazen sen 1 adım geri atmayı yada öne atmayı deneyeceksin ki, karşıdan da onu bekleyebilesin. 21.yy iletişim çağı olarak lanse ediliyorsa, dışa dönük ve iletişime açık olmalısın ki geride kalmayasın. Amedspor bugün yalnız bir kulüp, bu çok açık bir gerçek. Lakin bu yalnızlığın sebeplerini de doğru irdelemeli. Devamlı çevreyi eleştirmek işin kolay tarafı. Zor olan, kendi özeleştirini verebilmek.

Bugün tartışmasız kulübün en başarılı branşı kadın futbol takımıdır. Aylin Hanım ve Mehmet Bey’in bu başarıdaki katkıları da çok büyüktür. O branş tabiri caizse özerkleştirildi ve o 2 arkadaşımıza bırakıldı. Kimse de işlerine karışmadı. Onlar da daha önce bu işin yabancısı olmalarına rağmen, araştırdılar, çalıştılar ve başardılar. İmkansızlıklardan hiç şikayet etmediler. Şikayet ettilerse de bunu ne yönetime ne de kamuoyuna hissettirmediler. Sonunda başarı geldi. İlk defa mücadele ettikleri, kendinden çok daha büyük bütçeli ve çok daha tecrübeli rakiplerin olduğu ortamda, ligin bitimine 2 hafta kala ligte kalmayı garantilemek büyük başarıdır. Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler. Kadın Futbol Şubesi’ndeki yönetici ve teknik kadro istikrarı korunduğu müddetçe, takviyelerle umarım seneye çok daha başarılı olurlar.

Kulübün basın ilişkileri departmanında, ben de belirli bir süre elimden geldiğince, anladığım kadar, iyi niyetimle emek vermeye çalıştım.Kendi dönemim de dahil olmak üzere, ben, kulübün kendisini ve büyüklüğünü kamuoyuna yeterince anlatabildiğini düşünmüyorum. Taraftarın lafıyla ve taraftarın beklentilerine göre yapılan iş bu kadar olur. Ben de beceremediğimi anladığım gün, o makamı daha fazla işgal etmemek üzere ayrıldım zaten. Amedspor yönetimi şunu lafta değil, özde idrak etmeli; Etimesgut veya Pendik ile aynı liglerde mücadele ediyor olabilirsiniz fakat hitap ettiğin taraftar sayısı ve kitle, birçok Süperlig takımından bile fazla ve entellektüel. O nedenle basın ilişkileri biriminin daha kurumsal, daha profesyonel ve  çalışkan olması şart. Umarım bu konuda önümüzdeki sezon önemli adımlar atılır. Unutmayalım ki; doğru kurulan iletişim, başarıya giden yolda ihtiyaç duyulan sinerjinin en büyük etkenidir.

Sayın Edemen’e Allah hem sabır, hem de çalışkan bir ekip versin inşaallah. 2.500 kişilik stadı bile dolduracak taraftar yok. Küçücük, butik stadyumun bile yarısı boş kalıyor. Defalarca yapılan olağanüstü kongrelere rağmen, kimse yönetime girmek istemiyor. Kimse para, reklam vermiyor. Ama sorsan; “halkın takımı”..! Sayın Edemen’in yerinde kim olsa, cebinden vermekten vazgeçmiş, sabah akşam didinmekten vazgeçmiş, kulübü çoktan Kayyum’a devretmişti bile. Ben olsam, önümüzdeki ilk kongrede yine aday çıkmazsa, artık bırakırdım.

DİYARBEKİRSPOR

3.Lig’te mücadele eden Diyarbekirspor için yapacağım yorumların sağlıklı ve doğru olduğunu iddia etmiyorum çünkü canlı izlemediğim ve fazla araştırmadığım bir kulüp.

Bildiğim kadarıyla, çok geniş bütçelerine rağmen, yıllardır 3.Lig’te play-off’larda eleniyorlar.

Sadece kuş bakışı bakarak yapabileceğim yorumlar ne kadar sağlıklı olur bilemiyorum fakat;

Avrupa Ligleri’nde oynamıyorsun, Türkiye Kupası’nda yoksun, Milli oyuncun da yok. Sporcuların 365 gün boyunca, sadece TFF 3.Ligi’ndeki 34 tane maça çıkıyor. Böyle bir kulübün 30-40 kişilik A Takımı mı olur? Ne kadar bütçen olursa olsun, bu resmen israftır. Sadece israf olsa da iyi.Geniş kadronun çok daha ciddi zararları vardır. Çalışmayan oyuncuyu oynatma, tamam ama çok çalışan oyunculara, ara sıra şans vermezsen, sporcu haklı olarak küser ve küsen futbolcu etrafındaki arkadaşlarına ve kulübüne zarar verir. Diğer arkadaşlarını da geriye çeker ve kulüp içinde huzursuzluğa neden olur. Özellikle savunma bloğunda istikrarı ne kadar sağlarsan o kadar başarılı olursun. Hücum hattı, oynadıkça kreatifleşir. Kaleci idman yaparak değil, maç oynayarak form tutar. 3 maç onu oynat, sonra yedek oturt, 5 maç diğeriyle oyna. Bu olmaz, yanlış..! Ben olsam, o kadar parayı, kenarda yada tribünde oturtacağım sporculara harcamak yerine,  daha bilimsel ve faydalı bir idman sahasına ve daha donanımlı bir teknik ekibe harcardım.

Türkiye Futbolu’nun en büyük sorunu, devamlı gözümüze sokulmaya çalışılan alt yapı eksikliği değildir. Türkiye Sporu’nun en büyük sorunu, sporcusuna bilimselliği ve profesyonelliği aşılayamayan, çağın çok gerisinde kalmış teknik ekiplerdir.

Türkiye Futbolu’nun ikinci en büyük sorunu ise basın ve taraftardır. Bunlar da direk Diyarbekirspor’un yakınen bildiğim sorunları.

Bugün Amedspor ligte kaldı diye davul, zurna halay çeken taraftar, yarın ligi 3. bitiren Diyarbekirspor 2.Lig’e çıkamazsa, takımı protesto ederse şaşırmam.

Bu iki ucu da yaşayan duygusal taraftar profili, bence kulüplerin beklentilerini ve sinerjilerini doğrudan etkileyerek zarar veriyorlar.

Tekmeye kafa sokan futbolcu diye bir jargon olmaz. Kimse sayesinde ekmek yediği işini riske atmak zorunda değil. Tekmeye kafa sokan futbolcu değil, doğru yaşayan ve doğru çalıştırılan futbolcu vardır. Hem basın, hem taraftar dinine, ırkına, memleketine ve yaşına bakmadan, tribünlere oynayan futbolculardan ziyade; daha doğru yaşayan, daha çok çalışan ve mücadele eden futbolcuları el üstünde taşır ve ön plana çıkarırsa, bu takımdaki diğer sporculara da örnek olur. Varsın dövmeleriyle tribüne şov yapa yapa koşmasın ama 90 dk boyunca eller belinde 7 km de koşmasın yeter.

Bugün şampiyon olan Hatayspor kadrosu yalnızca Arap ve Alevi’lerden oluşmuyor. Taraftarı da yakından gördüğüm kadarıyla şampiyonluğu hakeden bir camia. Kendi takımlarımızı istesek te izleyemezken, onları seneye başımız ellerimizin arasında Spor Toto 1.Ligi’nde Be In Sports’tan canlı izleyebileceğiz.

Umarım Diyarbekirspor da play-off şampiyonu olarak memleketimizin yüzünü güldürür. Keza bu memleketin başarısızlıklara tahammülü kalmadı artık.

Spor ve sporcuya bakış açımızdaki doğrular değiştiğinde,

Spor kulüplerinden beklentilerimizdeki doğrular değiştiğinde,

Bizden olmayanı kucaklamayı, saygı duymayı öğrendiğimizde,

Yeniliklere açık olup, yenilikleri takip etmeyi öğrendiğimizde,

33.000 kişilik yeni stadyumumuzda Şampiyonlar Ligi müziğini çaldırırız. Kesinlikle hayal değil. Bu potansiyel Diyarbakır’da fazlasıyla var…

Fırat Kasımoğlu

 

Loading spinner

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here