Kaptan Şehmus Özer’le Son Gün

0
906

Tarih 18 Aralık 2016.
Saat 10 suları.

Amedspor’u Diski zamanından beri takip ediyorum; fakat en heyecanlı günüm kesinlikle bugün. Onlarca deplasman maçını tribünden canlı takip etmiş, yüzden fazla maçı Şilbe’de izlemiş biri olarak, yinede heyecan yapıyorum.

Çünkü yeni bir deplasmandayım.

Maraş’ı bilmediğim için, takımın konakladığı oteli navigasyondan arayıp buluyorum. Otelden iceri girdiğimde futbol şube sorumlusu Faruk ağabey karşılıyordu beni. Ardından Doktor Hakan ağabey ile güzel bir sohbet etme fırsatım oldu. İkisiyle kupa maçları döneminde Urfa deplasmanında tanışmıştık.

Amedspor’da maç hazırlıkları yapılıyordu. Listeler hazırlanıyor, prosedürler tamamlanıyordu. Sertaç Hoca takımdan yeni istifa etmişti. Takımın başında geçici sorumlu hocamız vardı. Hocamızla kısa bir sohbet ettikten sonra kendisi maç toplantısı yapmak üzere otelin toplantı odasına geçti.

Takım Maraş deplasmanına bayağı eksik kadroyla gelmişti. Tabi hal böyle olunca, takım kafilesi çok azdı.

Saat 12:00’ye yakındı. Takım toplantısı bitmiş, oyuncu arkadaşlarım teker teker aşağı inmeye başlamıştı. Hepsiyle tek tek selamlaştım. Bazılarıyla kısa sohbetler ettik maç hakkında. Takım yavaşça stadyuma geçecekti. Stadyumla otel arasında sadece bir cadde vardı. Ama buna rağmen Amedspor için yoğun güvenlik önlemi alınmıştı. Ben ise yürüyerek gideceğimi tahmin ediyordum stadyuma. Çünkü yolun hemen karşısındaydı stadyum. Fakat ben ordaki tek taraftardım. Yürüyerek gideceğimi tribündeki yerimi alacağımı düşünüyordum ki; Faruk ağabey “sen nereye atla otobüse” dedi.

Çok şaşkındım. Takımdaki oyuncular arkadaşlarım da olsa, herkesi de tanısam, yinede yuvaya girmek ayrı bir duyguydu.

Şaşkınlıkla otobüse bindim. Otobüsün içini yeni yıkamışlardı paspaslar leş kokuyordu. Herkes maça konsantre olmak yerine, biranda kokuyla perçinleşiyordu. Sonra takım personellerinden bir hocamız tüm takıma okunmuş sakız dağıttı. Otobüs yavaş yavaş stadyuma doğru yanaştı ve durdu. Tek tek iniyorduk otobüsten. Kaptan Şehmus Özer misafir olduğumu anlamıştı. Otobüsten inerken elimi omzuma attı selam verdi. Kaptanın selamını alarak takım otobüsünden indim. Stadyum koridoru boyunca bir kaç kişiyle görüştü. Kariyer sahibi olduğu icin her deplasmanda saygı duyulan biriydi. Her gidilen şehirde otellere, tribünlere, maç çıkışlarına misafirleri gelir giderdi büyük kaptanın.
Bugüne kadar yüzlerce maçı hep tribünden izledim. Fakat bende ilk kez soyunma odası koridorlarındaydım.
Ne yapacağımı bilemiyordum. O yüzden önceden tanıdığım Yusuf, Tekin, Serkan, Kamil, Sıddık, Mansur, Doktor Hakan ağabey ve Faruk ağabeye yakın olmaya çalışıyordum. Çünkü bir otobüs insan olarak gitmiştik. Bizden başka kimse bizden değildi. Olası bir provakyon da 25 kişilik hedeftik. Rakip Amed olunca Maraş stadyumu hınca hınç dolmuştu. Soyunma odasında oyuncu arkadaşlar hazırlanıyordu. Kaptan konsantrasyonunu koruyordu. Sağına soluna taktik vermeye çalışıyordu. Oğuz’a birşeyler dedikçe Oğuz sadece kafasını sallıyordu. Onaylıyordu kaptanın her dediğini. Kaptan sonra Mansur’a birşeyler dedi. Konuşmalarını tam anlamasam da, konuştukları maçla alakalıydı. Çünkü Mansur da gayet ciddi bir şekilde kaptanın dediklerini onaylıyordu. Hazırlıklar tamamdı. Takım ısınmak için sahaya çıkıyordu. Hep beraber soyunma odasından ayrıldık. İlkkez çimlere ayak basıyordum. Takımın bir parçası olmak ayrı bir gururdu. Bu forma, bu takım, nice takımları nice ezeli rakipleri dize getirmiş; gerektiğinde maddi manevî bedel ödemiş bir takımdı. Bu takımla sahada olmak ayrı bir heyecandı. Tabi sahaya çıktığımızda küfürler hep bir ağızdan bize ediliyordu.

İçimde korku yoktu artık. Cesaret bulaşıcıydi.

Sıddık, Kamil, Yusuf, Mansur, Ercan, Tekin…  Hepsi benim yaşlarımda. Her deplasmana 25 kişiyle yiğitler gibi gitmişler. Ben neden korkacaktım. Onlara birşey olacaksa benim ne farkım vardı fakat yinede insan endişe ediyordu. Amed’in tarafı olmak hep bedel istiyordu. Oyuncu arkadaşlar sahada ısınırken bende kendi yedek kulübemizin arkadasinda oturdum.
Tribünde benimle beraber otobüs şoföru sadece vardı. Ne olacak diye birbirimize bakıyorduk. Deniz, Abdullah Çetin gibi eksiklere rağmen puan yada puanlar alacağımıza inancımız tamdı. Sohbet ediyorduk ki, hazırlıklar bitmişti. Oyuncular sahadan tek tek içeri giriyordu. Tabi bende merak ediyorum. Maç öncesi ambiansı. Bende hemen onlarla soyunma odasına doğru gittim. Fakat maçtan önce futbolcu ve teknik direktör dışındakiler soyunma odasının kapısında kaldı. Kapıda bekliyordum. Benim yanımda 2 takım emekçisi vardı. Takımın seramoniye çıkmasını bekliyorduk. Tabi ben de ne olacağını bilmiyordum. İnce bir koridordu. Takım içeride, biz kapıda. Kapı yavaşça açıldı. En önde kaptan. Takıma bağırıyor “Hadi hadi çıkın” diye. Takımda toparlanmayanlar vardı. Kaptanda geldi kapının önünde kaptanlık pazubandını taktı. Herkes hazırdı. Takım tek tek çıkıyordu soyunma odasından.
İşin güzel yanı, onları uğurlayan benle 2 emekçi ağabeydi. Takım çıkarken bize tek tek sarıldilar. Teker teker helallik alındı. Dua istendi. İşte o zaman anladım ki; herkes bu takımın parçasıydı. Ben taraftarı temsilen orada onlara sarılıyordum; ve onlar da bunu gerçekten yüreklerinde hissederek çıkıyordu sahaya. En önde kaptanlar. Koridorda 2 takım da dizilmişti. Kaptan hakemle konuşuyordu. Onay alındıktan sonra takımlar sahaya çıkmıştı. Ben de onların arkalarından yedek kulübesinin hemen üstündeki yere geçtim. Hakemin düdüğüyle maç başlıyordu. İlk kez bu kadar heyecan doluydum. Deplasmandan alınacak galibiyet ilk yarı öncesi liderlik umudu olan takımımızı ateşleyecekti.
Fakat daha maçın başında yediğimiz gol moralleri bozmuştu. Takım çok iyi oynuyordu ama gol olmuyordu. Mansur’un uzaktan vurduğu, Kamil’in kornerden kafa vurduğu toplar direkten dönmüştü. Takım iyiydi fakat gol olmuyordu. Bende tribünde sevincimi, heyecanımı, sinirimi içime atarak maçı izliyordum. İlk yarı bittiği gibi, ben de soyunma odasına koştum. Orada kalamazdim. Koridorda Mansur’la rakip takımdan Feyyaz birbirlerine bağıra çağıra ilerliyordu. Kaptan da çok sinirliydi. Mansur’la birlikte Feyaz’a birşeyler dediler, sonra da soyunma odasına girdiler. Kaptan sakin olunması gerektiğini söylüyor ve bazı pas tercihlerinden dolayı bazı oyunculari uyarıyordu. Kaptan bu takımın bir nevi saha içindeki teknik direktörü gibiydi. Bu çok fark ediliyordu. Takım içinde bazı oyuncular birbirine kızabiliyor, bağırabiliyordu fakat kaptanın olduğu bir ortamda bu pek mümkün olmuyordu. Takımdaki ağırlığı ve duruşu herkese olgunluk katmıştı. Hava toplarında Türkiye liglerinde onun kadar iyisi yoktu ve Maraş maçında takım hiç hava yollarını kullanmamıştı. Kaptan Sıddık’a orta açması gerektiğini söylemişti. Sıddık ta “tamam” demişti kaptana. Yine verilen sözlerle ikinci yarıya herkes birbirine sarılarak uğurlanmıştı takım. Gerçekten de takım ikinci yarıya daha iyi başlamıştı. Ataklar sıklaşıyordu. Sıddık iki kere pozisyon yakalamıştı fakat golle sonuçlanmamıştı. Tekin oyuna girdikten sonra baskı daha çok artmıştı fakat gol gelmiyordu. Kaptan ileride yanlızdı.
Teknik direktör oyuna genç Emre’yi almıştı. Maçın son dakikasında Emre’nin attığı gol Maraş tribünlerini susturmaya yetmişti. Attığımız golden hemen sonra çıkış tüneline yöneldim. Çünkü son dakikada gelen gol galibiyet golü niteliğindeydi bağırmam gerekiyordu. Bizler sevinçliydik. Soyunma odasına ilk ben girdim ve bağırdım gol diye.
Tek tek hızlı hızlı geliyordu takım ardımdan. Tabi keyifler yerinde. Son dakikada gelen gol beraberliği getirmişti ama golden sonra kaptan bir poziyondan yararlanamadığı için üzgün ve sinirliydi. 1 puanla yetinmemişti. Herkes ter içinde nefes nefese soyunma odasına gelmişti. Tabi telefonlar hep valizlerde olduğu için hiç kimsenin diğer maçlardan haberi yoktu. Soyunma odasında telefonu açık olan bir kaç kişiden biriydim. O sırada diğer maçlara bakıyordum. Lider olabildik mi rakiplerimiz puan kaybetmiş mi diye?
Tek telefon bende olunca ve elimde telefonu gören Mansur bağırarak Ferhat “Kocaeli ne yaptı maçı” diye bağırdı. Ben de maç sonuçlarına bakarken önce Yusuf, sonra Kaptan, Oğuz ve hatırlamadığım 3-4 oyuncu arkadaşta etrafımda toplandı. Şampiyonluk kovalanıyordu ve rakipler çok önemliydi.
Emre golün maçkolikten kendine yazılmadığını görünce üzüldü. Kaptan ısrarla hakeme gidip söylemesi gerektiğini söylüyordu genç Emre’ye. Hatta hakemle kendisinin konuşacağını söylemişti. Tabii kaptan bu durumda bile espiri yapmadan duramazdı. Emre’nin golü atmasına rağmen Kaptan “top kafana çarptı” diye takılıyordu. Tabi soyunma odasında kahkahalar. Genç Emre de hemen telefonu eline alıp orada instigramdan paylaşımlar yapıyordu gol attığı için. Kaptan yine takılıyordu ona. Herkes sırayla duşunu almıştı. Hep beraber toparlanmaya başlamıştık. Malzemeler büyük çelik görünümlü kutulara doldurulmuştu. Herkes bir ucundan tutup taşıyordu birer birer kutuları. Otobüsün önüne geldiğimizde otobüste birşey fark etmiştim. Otobüsümüzün üzerindeki Diyarbakır yazısı büyük beyaz bir brandayla kapatılmıştı. Heralde Amedspor olabileceği tahmin edilir de saldırı olur diye, güvenlik önlemiydi bu. Yusuf’a bunu sorduğum da bunun çoğu kere olduğunu ifade etti bana. Değişikti. Neyse oyuncu arkadaşlar teker teker paspas kokan arabaya binmeye başlamıştı ki, arabaya ilk binenlerden Kamil bu duruma tepki gösterdi ve paspaslar toplatıldı. Takımla Diyarbakır’a dönebilir miyim acaba diye düşünüyordum içimden. Tam bunu düşünürken Faruk Abi bana o can alıcı soruyu sormuştu: “Diyarbakır’a mi döneceksin Ferhat”. “Evet” demiştim. “Gel o zaman bizle” demişti. İşte o an heyecanım daha da artmıştı. Maraş’tan Diyarbakır’a güzel bir yolculuk olacaktı.
Otobüs hareket etmişti. Bende içindeydim. Nereye otursam bilemedim. Tekin’in yanına oturuverdim. Yanımda da kaptan tek başına oturuyordu. Baştan 3.koltukta sol tarafta. Hep orada otururmuş kaptan. Tekinle sohbete başlamıştık. Geçirdiği sakatlıkları, Batman’daki, Gümüşhane’deki futbolculuk günlerinden bahsettik. Maraş maçı ilk yarının son maçıydı ve devre arasında bazı oyuncular ayrılacaktı. O gün takımdan ayrılma kararı alan ilk oyuncu olduğunu öğrenmiştim Tekin’in (sonra kaptan için kaldı). Sohbet edip bir yandan ikna etmeye çalışıyordum takımda kalması adına, bir yandan da Amedspor ile olan yolculuğun tadını çıkarıyordum. Tam tadını alıyordum ki, Maraş kentinin 10km dışında Mado Pastanesi’nde duruverdik. Kaptan dondurma alacağını söylüyordu. 3 kilo ayrı ayrı istemişti. Faruk abiye alması gerektiğini Diyarbakıra gidince hallederiz parayı dediğini hatırlıyorum. Tabi bunu gülerek söylüyordu. Heralde ona ısmarlatacaktı. Herkesle beraber bende indim. Dondurma sırasındaydık. Kaptan arkada çekinceli olduğumu görünce sende yesene dondurma dedi. Aldığı ilk külahı bana uzattı. Para uzattım kasaya bana ters ters baktı. Misafirsin der gibi.
Mado’da gülerek eğlenerek geçen zaman, yemeğe doğru yol almamızla, daha da heyecanlı bir hâl aldı. Ben açlığı unutmuştum fakat takım yeni maçtan çıkmıştı ve ciddi derecede kaloriye ihtiyacı vardı. Hakan ağabey doktor olduğu için, oyunculara uygun yemek listesini oluşturuyordu. Herkese tek tek sordu “ne yersiniz” diye. Herkes genelde 2 porsiyon istiyordu. O gün de menüde bıldırcın vardı. Kaptan bıldırcın sevdiğini fakat etinin az olduğunu söylemişti. Onun etrafında oturan herkes menüsüne 1 bıldırcın ve bir de diğer menülerden eklemişti fakat ben utanıyordum ayrıca o kadar da yiyemezdim. 2 porsiyon istesem ayıp olacağını düşündüm. 1 porsiyon kebap istemiştim. Fakat yanımda oturan kaptan hemen müdahale etti. “Yetmez” dedi. “Ona da bıldırcın yaz” dedi Hakan ağabeye. Kaptanın misafirlere verdiği değer, gerçekten bu geminin kaptanı olduğunu hissettiriyordu. Takıma yabancı biri dahi, o otobüste olsaydı, bu takımın kaptanının Şehmuz Özer olduğunu bir kaç dakikada anlardı. Yemek için tesislere geldiğimizde taraftarlar bizi karşıladı. Herkes için bu moral olmuştu. Masalara yerleştik. Kaptanın takımın başında son yemeği olacağını tahmin edemezdi belki kimse. Kaptan masanın başında olması gerektiği yerdeydi. Karşısında Yusuf. Yanında Tekin ve ben, karşımızda Erhan ve Emre vardı. Yemekte seronomide kendisine el vermeyen birilerinden bahsediyordu kaptan. “Sanki biz ne yapmışız” diyordu. “Herkes geliyor burada çiçek veriyoruz, bize yapılana bak” diyordu. Takımın diğer kaptanı Yusuf ta aynı şekilde dert yanıyordu kaptana. Yemekler tam denildiği gibiydi. Bıldırcın ve diğer her çeşit vardı. Çok lezzetliydi gerçekten. Kaptan ve takımdaki diğer oyuncular yemek yiyip taraftarlarla resimler çekildikten sonra otobüse geçtiler. Yusuf otobüsün önünde oturuyordu. Yol boyu orda kaldı. Yemekten sonra herkes uyur diye düşünüyordum fakat öyle olmadı. Çünkü hayatımın en ilginç anlarından birini yaşadım. Kaptan arka tarafa geçmişti. Ve yaklaşık 11 oyuncu arkadaş da kaptanın etrafındaydi. Oyun oynuyorlardı. Kelime oyunu oynuyorlardı. Hızlı hızlı söyleyip cümleyi diğerine verme şeklinde. Tabii yanılan dayak yiyordu. Oyunda kimse kaptana karışmıyordu çünkü kaptan kuralları koyan kişiydi. En çok dayağı Emre yemişti o zaman çünkü takımın en küçüğü oydu. Birde o gün ilk golünü attığı için kaptan ona çok takılıyordu. Ardından sesi güzel olan Sertaç, güzel şarkılar söylemeye başlamıştı. Kaptanın ondan istediği bir şarkı vardı; “Oy Gelin Gelin”.  Sertaç gerçekten güzel söylüyordu ve kaptan da ona eşlik ediyordu. Yaklaşık 2 saat yolculuğumuz böyle neşeyle devam etti.

Bir ara benle Tekin oyun oynuyorduk otobüsün tabletinden. Kaptan da bizi izliyordu. Biz oyunda mağlup olunca bize takılıyordu, taktik veriyordu. Ardından yanımda oturan kaptana forma koleksyonumdan bahsettim. Şaşırdı çünkü kendisinin en çok gol attığı çubuklu formasının bende olduğunu duyunca keyiflenmişti. Nerden bulduğumu merak etmişti. Forma koleksiyoncularının üye olduğu bir siteden aldığımı söylemiştim. Gerçekten de kaptanın o forması dönemin Süper Lig oyuncularının formalarından daha değerliydi. Kendisi bu durumdan mutluluk duyduğunu ve hafta içinde takımın tesislerine gelmem durumunda yeni sezon forması hediye edeceğini söylemişti. Otobüs Diyarbakır’a vardığında, takımın tesislerinin girişindeki lobide beklemeye başladık. Evi olan evine, gezmek isteyen gezmeye gidecekti. Takım kampa gideceği için izinliydi. Biz ise birkac oyuncu arkadaş ile çay içmeye gidecektik. Kaptan da davet edilmişti fakat kaptan gelmek istemedi, ısrarlara rağmen.

Bu takımın kaptanı son görüşüydü.

Kaptanımız uğurlandı.

Bizler kaptanın bıraktığı mirasa sahip çıkmalıyız. Liderlik duruşunda yatan yol göstericilik, barışsever ruh, misafirperverlik, sportmenlik ve daha onlarca özelliği kalan dostlarına, takımına ve taraftarlara bıraktığı en büyük hazinedir.

Amedspor’un bu kötü günlerinde, kaptanın liderlik ruhunu yaşayabilmeliyiz. Yoksa Amedspor’un kaptanın çizdiği yoldan gitmesine engel oluruz. Gün birlik olma günüdür. Kaptanın Yoldaşları Yusuf, Apo, Tekin, Kamil, Faruk Erol ve daha niceleri onun bu inancına yoldaş olmalıdır. Kırgınlıklar, küslükler kötü günlerde olmaz, olmamalıdır.

Takımın taraftara, taraftarın başarıya, başarıların kda oyunculara ihtiyacı olduğu bir gerçektir. Bu bağlamda yeniden Amedspor’u ayağa kaldırmak için tam fırsattır. Fırsatı, fırsatçılara pay vermeyecek şekilde değerlendirmeliyiz. Yapılan transfer ve düşünülen felsefenin yanlış olduğu görülmüştür ama kimse bunu bir koz olarak sunmamalıdır. Birlik olunup, hep beraber Amedspor rüzgarını yeniden herkese hissettirmeliyiz. Kaptanın yoldaşları, yöneticiler ve taraftarlar. Küskün kalacak birbirimizi üzecek zamanımız yok. Amedspor elden gidince, kızacak bir takımımız da olmayabilir. Kaptanla son gününü geçiren bir Amedspor’lu olarak onu hiç unutmayacağım. Bu gurur benim olabilir ama onun değerlerine ve takımına sahip çıkmak ta herkesin görevi.

Selametle Kalın.

Dr.Ferhat

Loading spinner

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here